Mete Çin imparatoru Gaozu’yu nasıl kuşattı?

Kuzey Çin’in elden çıkması ve tamamen kaybedilmesi, Han sülalesinin kurucusu İmparator Gao’yu harekete geçirdi. İmparator, çoğunluğu yaya olan 320 bin kişilik ordusunun başına geçerek, kuzeye doğru Mete’nin üzerine yürüdü. Bu durum Mete’nin tam aradığı fırsat oldu. Çünkü, Asya kıtasının en büyük gücü olduğunu gösterebilmek için Mete’nin Çin’i de yenmesi gerekiyordu.

Aldatma taktiği ile Çin ordusunun yanıltılması

İmparator Gao, Mete’ye 10 kişiden oluşan bir elçilik heyeti gönderdi. Bu, gerçek bir elçilik heyeti değildi; bu heyette bulunanlar birer casus ve gözlemci idiler. Bu casus ve gözlemcilerin asıl görevi, Hun ordusunun durumunu öğrenmekti. Bu elçilik heyeti, Mete’ye, aldatma ve yanıltma taktiğini uygulamak için iyi bir fırsat verdi. Zira Mete, imparatoru saldırıya özendirmek için ona durumunu zayıf göstermek istiyordu. Bunun için, asıl askeri ve ekonomik gücünü ve varlığını ormanlarda gizledi. Karargahında sadece yaşlılar, çocuklar ile zayıf, sıska atları ve sığırları bıraktı. Çin elçilik heyeti Mete’nin karargâhını bu vaziyette gördüler. Bu casuslar ve gözlemciler, Mete’nin bu aldatma ve yanıltma taktiğini anlayamamış olmalılar ki, döndüklerinde gördüklerini iyi bir haber olarak imparatora anlattılar. İmparator, casuslarının getirdiği bilgilerden memnun olmakla birlikte biraz şüphelenmiş olmalı ki, komutanlarından birini gözlem yapması için Mete’nin karargâhına gönderdi. Fakat imparator, bu defa casusunun getireceği haberi beklemedi; ordusunu alarak Mete’nin üzerine doğru ilerlemeye devam etti. Bir süre sonra bu casus, gerçek bilgilere ulaşmış olarak döndü. O, gerçekten de Mete’nin aldatma ve yanıltma taktiğini tamamen anlamıştı. İmparatora bu durumu şu şekilde özetledi: “Mete ana ve seçkin birliklerini saklamıştır. Baskın yapabilmek için uygun bir zaman ve fırsat kollamaktadır”. İmparator bu uyarıya kulak asmadı. Zira, ölçüsüz bir hırs onun gözünü âdeta kör etmişti. İmparator, ordusunun moralini çökerteceği ve paniğe yol açacağı düşüncesiyle komutanının bu kanaatini kabul etmedi. Üstelik onu, tutuklayıp başka bir şehre göndererek cezalandırdı.

Yıldırma ve yıpratma taktiği ile Çin ordusunun zayıflatılması

Böylece Mete, ustalıkla uyguladığı aldatma ve yanıltma taktiğinde amacına ulaşmış oldu. Şimdi sıra Çin ordusunu yıpratma, yıldırma ve pusuya düşürme taktiğine gelmişti. Mete, Çin ordusunun üzerine “Sağ ve Sol Bilge Tiginler”inin komutasında 10 bin kişilik seçme birlik gönderdi. Bu birlik, büyük Çin ordusunu yoracak, yıpratacak ve pusuların kurulduğu yere çekecekti. Bu birlik kendisine verilen görevi çok iyi yapmıştır. Adeta taktik içinde taktik uygulamıştır. Öyle ki, bu birlik beklenmedik zamanlarda ve yerlerde imparatorun ordusunun karşısına çıkıyor, ani ve şaşırtıcı darbeler vurarak, Çin ordusunu yorup yıpratıyor ve birdenbire de ortadan kayboluyordu. Öte yandan Çin ordusu, Hun birliğinin vurduğu darbeden sonra geri çekilmesini, kaçış sanıyor ve düşman karşısında büyük bir başarı elde etmiş gibi bu birliği hemen kovalamaya başlıyordu. Böylece, Çin ordusu, hem yıpratılıyor hem de aldatma taktiği ile pusuların kurulduğu yere çekiliyordu. İmparator ise, bu durumun kendisini pusu sahasına çekme hareketi olduğunun farkına varamadı. O, zafer kazanmış bir komutan edasıyla ilerlemesine devam ediyordu.

Çin ordusu, sadece Mete’nin karşısında değil, aynı zamanda ağır kış şartları altında büyük zayiat veriyordu. Zira Çin imparatorunun seferi, kış ayına denk gelmişti. Kuzey Çin’de ağır bir kış hüküm sürüyordu. Bölgeye çok kar yağmıştı. Hava da son derece soğuktu. Kar ve dondurucu soğuk, zaten o bölgede yaşadığı için ağır kış şartlarına alışık ve dayanıklı olan Hun ordusunu etkilemiyordu. Ama Çin ordusu için durum aynı değildi. Çin ordusunun on askerinden ikisinin veya üçünün soğuktan parmakları iş görmez hale gelmişti.

İmparator, Hun öncü birliklerinin vur-kaç taktiği ve soğuklar yüzünden ordusunun bir hayli hırpalanmasına rağmen, ilerlemesine büyük bir inatla devam etti. Çin ordusunun atlı birlikleri ile Pe-teng dağı eteklerindeki yaylalara geldiği halde, yaya birlikleri çok gerilerde kalmıştı. Atlı birlikler ile yaya birlikler birbirinden tamamen kopmuş, emir-komuta yitirilmişti. Bu, askeri taktikte olmaması gereken bir hata idi.

Çinli imparator Gaozu ve ordusunun kuşatılması

İmparator ordusu ile Pe-teng yaylasında konaklamış, hun ordusunun o anda nerede olduğunu bilmemekle birlikte, bir pusu mevkinde konaklamış olduğunun farkında bile değildi. Uzun bir süre ortalıkta görülmemiş olan Mete, 320 bin- 400 bin kişilik tamamen atlı ordusuyla birdenbire Pe-teng yaylasının çevresinde ortaya çıkıverdi. Mete, Çin ordusunu adım adım takip etmiş ve onu istediği yere çekmişti. İmparatoru dört taraftan aynı anda kuşatıvermişti.

Bu kuşatmada Hun ordusu, Çin ordusunu dört taraftan bir kare içine almıştı. Bu karenin her bir yönünde bulunan atlar da farklı birer renkteydiler. Kuzeydeki birliğin atları kara (yağız), doğudaki birliğin atları demir kırı (göğümsü), güneydeki birliğin atları al (doru) ve batıdaki birliğin atları da ak (beyaz) idi.

Kuşatma yedi gün sürdü. İmparator ne içeriden ne de dışarıdan yardım alabildi ve Çin ordusunda yiyecek sıkıntısı baş gösterdi. Çin ordusunun morali tamamen çöktü. Çin yıllıklarının yazdığına göre “Pe-teng kalesi altındaki felâkette yedi gün yiyecek bulunamadı; asker yay çekemedi”.

Mete bu şekilde savaşmadan ve maddi kayıp vermeden, Çinli imparator ve ordusunu etkisiz hale getirmeyi başarmış olmuştur.

Çin ordusunun Mete tarafından serbest bırakılması

Kuşatmanın yedinci günü Mete, ilginç bir harekette bulundu ve Hun ordu saflarının birleştikleri köşelerden bir koridor açtı. O gün, Pe-teng yaylasını yoğun bir sis kaplamış durumdaydı. İmparator ve Çin ordusu bu koridordan yavaş yavaş dışarıya çıktı. Hun ordu birlikleri sisin perdelediği bu çıkışı görmezlikten geldiler. İmparatorun ve Çin ordusunun, göz yumulan çıkışı ve kaçışı sağlandıktan sonra, Mete ordusunu alarak geri döndü.

Çin ordusunu tamamen imha etmek, imparatoru teslim almak ve belki de bütün Çin ülkesini gele geçirmek mümkün iken, neden Mete, imparatoru ve Çin ordusunu serbest bırakmıştır? Bu durum eski Çin tarihçileri için büyük bir merak konusu olmuştur. Hatta bu mesele imparatorun danışmanları tarafında bilinçli olarak merak konusu haline getirilmiştir. Zira onlar, imparatorun kuşatmadan kendisini kurtarabilmek için gizli bir plân uyguladığını söylemişlerdir. Fakat bu plânın ne olduğunu hiçbir zaman açıklamamışlardır. Durum böyle olunca, eski Çin tarihçileri de bu gizli plânın ne olduğu hususunda bazı yorumlar yapmışlardır. Çinli tarihçilerin meseleye bakış açısını göstermesi bakımından bu yorumların bazılarını aynen buraya alıyoruz:

İmparator, savaş meydanındaki Mete’nin karargahına değerli hediyelerle birlikte bir elçi göndermiştir. Elçi, Mete tarafından kabul edilmemiş olacak ki, o da Mete’nin eşine gitmiştir. Verdiği değerli hediyelerle hatunun (Mete’nin eşi) gönlünü çelmiş olan Çin elçisi, imparatorun düşüncelerini Mete’ye aktarması hususunda onu ikna etmiştir. Çin elçisi, hatun vasıtasıyla Mete’ye şöyle demiştir:

“Bugün Çin topraklarını elde etmiş olsanız bile, siz ey Şan-yü, orada oturup, (Çin’i) idare etmek için gerekli gücü kendinizde bulamayacaksınız”. Bu sözler, akıllı ve gerçekçi bir hükümdar olan Mete’yi düşünmeye sevketmiş ve Mete, imparatoru serbest bırakmıştır.

Çinliler, askeri kuvvetlerinden çok, değerli hediyelerin cazibesine, paralarının çokluğuna, kızlarının güzelliğine ve politik zekalarına güvenmişlerdir. Sık sık bunları kullanarak amaçlarına ulaşmışlardır. Çin elçisi, imparatorun düşüncesini Mete’ye ulaştırabilmek için, Mete üzerinde etkili olduğunu düşündüğü Hatun’a ağır hediyeler vermiştir.

Gizli plân meselesinde, Çinli tarihçilerin yaptıkları yorumlardan biri de şudur: Çinli generallerden biri çok güzel bir kadın portresi yaptırmıştır. Generalin yaptığı bu portreyi, Mete’nin hatununa göndererek, ona şöyle söylemiştir: “Çin’de bunun gibi güzel kadınlar çoktur. Şu anda bizim imparatorumuz güç bir durumda bulunuyor. Bundan dolayı, bu kızları Mete’ye sunmak istemektedir.” Hatun, bu sözlerden kıskaçlık duyarak, böyle bir durumun kendi aleyhine olacağını düşünmüş, bunun sonucu olarak da eşinin kendisine karşı sevgisinin düşeceği ve itibarının da azalacağı endişesine kapılmıştır. Hatun bu tehlikeyi önlemek için, hemen harekete geçmiş ve kuşatmayı kaldırması hususunda eşi Mete’ye baskı yapmıştır. Eşinin baskılarına dayanamayan Mete de, kuşatmayı kaldırmıştır.

Mete, bu kuşatmada imparatoru ve ordusunu manen ezerek, üstünlüğünü ve iradesini kabul ettirmek suretiyle amacına ulaşmıştır. Mete için Çin’in ayrıca maddeten ezilmesine ihtiyaç kalmamıştır.

Barış antlaşmasının imzalanması

İmparator, Mete ve Hun meselesini üç yıl sonra ele alabildi. Komutanlar, meseleyi kendi aralarında bütün yönleriyle tartıştılar ve imparatorun kızını Mete’ye eş olarak vermeye ve Hunlara her yıl değerli hediyeleri (vergi olarak) göndermeye karar verdiler. Böylece, Hun hükümdarı Çin imparatorunun damadı; kızı da Mete’nin Hatunu olacaktır. Ondan doğacak çocuklardan biri de veliaht olacak ve Mete’nin yerine geçecektir. Böylece Hunlar kontrol altına alınabilecek ve Çin’e bağlanabilecektir. Bu plân imparatora son derece çekici ve mantıklı geldi. Zaten imparator için, Mete’nin iradesine boyun eğmekten ve onunla anlaşmaktan başka çare de gözükmüyordu. İmparator da öyle yaptı. Bu planı teklif eden komutanını Mete’ye elçi olarak gönderdi. Mete ile imparator arasında bir “dostluk ve barış antlaşması” yapıldı. Bu, Orta Asya tarihinde bilinen ilk milletlerarası antlaşmadır (M.Ö. 197).

Bu antlaşmaya göre, 1. Mete’nin Kuzey Çin’de ele geçirdiği topraklar Hunlara terk edilecektir. 2. Çin, her yıl Mete’ye ipekli kumaş, şarap, pirinç ve diğer yiyecek maddelerinden mümkün olduğu kadar çok miktarda gönderecektir.

Mete, kendisine gönderilen prenses ile evlenmiş; Çin yıllık vergiye bağlanmış; bu ülke ile uzun yıllar devam edecek ticari ilişkiler kurulmuş ve geliştirilmiştir. Böylece, Mete ile Çin arasında uzun bir barış dönemi açılmıştır. Çinliler, bu barışın bedelini Mete’nin hâkimiyet haklarını tanıyarak ve hediye adı altında vergilerini düzenli göndererek ödemişlerdir.

Biraz yukarıda özetlediğimiz Çinli komutanın plânından da anlaşılacağı üzere, antlaşmanın amacı sadece iki devlet arasında barışı sağlamak değildi. Tıpkı Mete’nin Çin’e karşı olduğu gibi Çinlilerin de Hunlara karşı belirli bir politikası vardı. Bu politikanın esâsı, Hunları tamamen hâkimiyet altına almak ve Çinlileştirmekti. Çinli komutanın ortaya koyduğu plânın uzun vadede hedefi buydu. Hunlara verilen yıllık vergi ve Mete’ye gönderilen Çinli prenses ise, Çin Devletini bu gayeye ulaştıracak birer vasıta idi.

NOT: Bu makale Genel Türk Tarihi Ansiklopedisi’nin I. Cildi ve Prof. Dr. Salim KOCA’nın “Büyük  Hun Devleti” adlı makalesinden harmanlanarak yazılmıştır.

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir